Showing posts with label woody allen. Show all posts
Showing posts with label woody allen. Show all posts

Tuesday, February 19, 2013

Kitap ve Film: Woody Allen

Woody Allen her yıl bir film çektiğinden kaçınmanız mümkün olmayan bir yönetmen. Ayrıca Caz müzisyeni, (sanırım klarnet çalıyor) kitap yazıyor. Annie Hall ve Manhattan gibi erken dönemde yıldızını parlatan filmler çekti, 2000'lerde ise Match Point gibi Avrupa'da çektiği filmlerle acayip bir geri dönüş yaptı. Birden Scarlett Johansson ilham perisi olmuştu, yeniden Woody Allen popülerdi. Son yıllarda Paris, Barselona, Roma gibi şehirleri merkezine alan filmler çekince, "İstanbul'u da çekse ya..." sohbetleri dönmeye başladı. 

Kişisel olarak Woody Allen'ın sürekli "ölümden korkan, çok konuşan, histerik entelektüel" tiplemeleriyle dolu filmler çekmesinden hoşnutum. Filmlerde mutlaka hoşuma gidecek bir yan buluyorum. Bunu hem eskiler hem yeniler için söylüyorum. Aslında 2000 sonrası filmlere bakınca en çok hoşuma gidenler de bu içinde "arayıştaki insan, sorgulayan entelektüel" olan filmler: Roma'dan Sevgilerle (To Rome With Love) ve Paris'te Geceyarısı (Midnight in Paris) gibi. 



Filmleri izliyorum, kitapları da okuyalım dedim. Yan Etkiler isimli kitabını aldım. Siren Yayınları'ndan çıkmış. -Bu arada Siren Yayınları'nın sitesine baktım da, birkaçını okuyup sevdim, onların dışında okumak istemediğim sadece Woody Allen var içlerinde, yine bana taksitler, alışverişler göründü-

Yan Etkiler kitabını pek sevmedim. Filmleri izlemeye devam edeceğim. Resmen aylardır sürünüyor kitap elimde... İçinde öyküler ve denemeler var. Çantamda gezdirip durduğum için en çok yıpranan kitaplarımdan biri oldu. Oysa sevdiğim kitaplar yeni gibi durur, çünkü hemen okur ve özenle kütüphaneye kaldırırım. Kitabı sevmememin nedeni nedir derseniz... Mizah anlayışı bana hitap etmedi. Daha doğrusu... Okuyorum, ilginç veya gülümsetici buluyorum, fakat günün sonunda bile sabah okuduğum öyküyü unutmuş oluyorum. Ayrıca Amerikan ve Yahudi toplumu esprilerini yakalamak benim için çok kolay değil. İyi ki çeviride sorun yoktu (bence) bir de kötü çeviri olunca hiç anlaşılmıyor böyle kitaplar. (Bu tür Amerikan sitcomları izleyip, berbat altyazı nedeniyle hiç gülmediğiniz mutlaka olmuştur)

Filme gelince... !f İstanbul kapsamında Woody Allen belgeseli vardı. Önceki yazımda yorum bırakıp bilete ilgisini belli eden arkadaşımız Tankut'la gittik :) Film o kadar iyi değildi diye üzüldüm. İnsan arkadaşını götürdüğü film iyi çıksın, o da sana teşekkür etsin, "ne mükemmel seçimlerin var" desin istiyor. (Ki bana hep böyle olur... Mükemmel seçimlerde bir markayımdır hahaha. Son 2-3 seçimimde çuvallıyorum ama yorgunluktan herhalde?)

Belgesellerde bir handikap var, sen adamı alıp "Abi senin hayatını çekiyoruz" diyorsan, haliyle dostluk ve sevgi çerçevesinde gelişiyor olaylar. Woody Amca kamera karşısında anlatıyor. Eski eşler, çalışma arkadaşları anlatıyor, herkes övüyor da övüyor. Birisinin objektif belgeselini çekmek için illa o kişi ölmüş mü olmalı? Film boyunca "Bakalım Mia Farrow ve Woody'nin evlatlık kızıyla evlenmesi skandalını nasıl anlatacaklar?" diye bekledim. Objektif olmak adına, ona da değinmişler pek tabii. Fakat "Olur böyle skandallar, özel hayat" denilip geçilmiş. (Aslında bence de öyle ama zaten film boyunca o kadar övgü vardı ki, kalkıp birileri de "evlatlığınla evlendin pis adam" desin istedim)

Sonuç: Woody Allen film çeksin, izleyelim olayları büyütmeyelim. 


Tuesday, February 28, 2012

Oscar 2012

Acaba seneye 85. yıl diye daha ihtişamlı olur mu?

Pazar günü Oscarcıklar dağıtıldı. Pek ihtişamı yok, yine de konuşuluyor birkaç gün. The Artist çok kişinin beklediği gibi birçok ödül aldı. Ancak oyuncusu güzel Bérénice Bejo, herhalde ortama alışkın olmadığından (?), kırmızı halıda Holivud artistlerinin gölgesinde kaldı.

The Artist'in yapımcılarının lobi faaliyetleri sayesinde bu kadar ödüle boğulduğu söyleniyor. Hugo, makine gibi işleyen bir filmken, duygusallığı öne çıkaran The Artist seçildi. Her yıl bir film böyle ödülleri silip süpürüyor. Ve bir kaç yıl sonra "Ustaya geçen senelerde ayıp etmiştik" diyerek bir süre gözardı edilen bir oyuncuya veya yönetmene ödül veriliyor. Gerçekten sıkıcı bir hal aldı Oscar. 

Kırmızı halıya gelince... Geçen senelerde gördüğümüz, kırmızı halıda görmeye doyamadığımız starlardan bazıları yoktu. Davetliler neye göre seçiliyor veya davet edilenler neye göre katılmıyor bilmiyorum. Bu nedenle elimizdekilerle yetindik. En çok konuşulan giysileri topladıkları bir foto var aşağıda:

Sol baştan: Rooney Mara, Angelina Jolie, Jessica Chastain, Michelle Williams, Gwyneth Paltrow

Fotoğraftakiler arasında en çok Angelina'nın bacağı konuşuldu. Hatta artık bacağın kendi Twitter hesabı bile var. "Merhaba ben bacak" gibi tweetler atıyor. Angelina Jolie ve Brad Pitt fazlasıyla mükemmel neredeyse robotik çift oldukları için sevsem mi, sinir mi olsam karar veremiyorum. Zaten Angelina o kadar antipatik ki Brad Pitt'e olan sevgimi bile azalttı. 

Bu arada aklıma takılan bir soru var: Davetiyeyi Katılımcı +1 olarak gönderiyorlar hani... (Mesela Michelle Williams yakın arkadaşı Busy Philipps'i götürmüş) Peki Angelia Jolie'yi davet edecekleri zaman "Nasılsa bu kadın +1 olarak Brad Pitt'i getirir" diyerek Brad Pitt'e davetiye gitmiyor mu? Belki bu Oscar'da sadece Brad Pitt'in oynadığı film vardı diye sadece ona gitmiştir ama diğer davetlerde ne yapıyorlar? Veya ikisine de gönderince 4 kişilik hakları mı oluyor? Veya nasılsa birlikte gelirler diye onlara 1 kişilik davetiye mi gidiyor? Ben organizatör olamam ya çok zor işler...

Fotoğrafa gelince... Rooney Mara parlamakta olan bir ablamız. Ejderha Dövmeli Kız olarak En İyi Kadın Oyuncuya aday gösterildi, beklentisiz gitmiştir herhalde törene garibim. Karşısında Meryl Streep olunca... Giysisi ve hali tavrını herkes çok beğendi. Ben giysinin göğüs kısmını biraz komik buldum...

Angelina hakkında artık diyecek bir şeyim yok, Bacağını da al git?!

Jessica Chastain  En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülüne adaydı, The Help isimli bir türlü izleyemediğim, henüz kitabını okuduğum eserle... Elbisesine hayran kalanlar olmuş, ben o kadar abartamıyorum. Güzel tabii ama biraz perde, biraz barok, biraz koltuk kumaşı? Bir de saçları daha iyi olabilirmiş?

Michelle Williams, yine henüz izleyemediğim ancak övgülerini bol bol işittiğim film, My Week With Marilyn ile En İyi Kadın Oyuncu Ödülü adayıydı. Marilyn filmiyle aday olduğu için törene aynı havayla gelmemesi, Marilyn'i çok iyi canladırmasına ve ona çok benzemesine rağmen kırmızı halıda "kendisi gibi" görünmesiyle gönlümü kazandı. "İşimizi yaptık bitti" tarzında cool bir tavır bence. Elbise de güzel. Fakat orijinallik olsun diye pembe çanta alması benim muhafazakar moda anlayışıma uymadı.

Son olarak kısaca tanrıça diyebileceğimiz isim Gwyneth Paltrow. Beyaz tenle, sarı saçla beyaz giysi giyilmez tezini çürütmüş yine. Omuzlarındaki pelerin çekimser kalınabilecek bir detay, fakat benzersiz olmasını sağlamış.

Oscar törenindeki katılımcıların hep kemikli olmaları, birçok insanı düşündürdü. Neyse ki kazananlardan Octavia Spencer ablamız biraz tombiş de oradan kurtardılar konuyu. Yeter artık aç kalmaktan bıktık, 38 beden olma özgürlüğü istiyoruz?!

Ödül alanlardan Meryl Streep'in elbisesi yaşına uygun herhalde ama pek de güzel değil... Ayrıca kendisinden bıkanlar olduğunun farkındaymış bunu da öğrendiğime sevindim. En iyi makyaj ödülünü Harry Potter'a verseler Iron Lady'ye vermeseler çok daha sevinirdim.
Demir Leydi- Pardon Altın Leydi- Teyze

Blogda yazmadığım ancak çok çok beğendiğim bir film olan Midnight in Paris de ödül aldı, Woody Allen Oscar karşıtlığına devam ediyor herhalde? Törende yoktu. Oscar'ın web sitesinde aday soru formunu gördüm: "Entelektüel değilim hatta o kadar zeki de değilim" yazmış anketteki sorulardan birine cevap olarak. 14 kez sadece orijinal senaryo dalında aday olmuş. Sanırım senaryolar konusunda başarısını inkar etmek mümkün değil.

Christopher Plummer, 82 yaşında, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü aldı. Buna sevindim işte. Acaba ona bu ödülü vermelerinin nedeni olarak da bir komplo teorimiz olmalı mı? Mesela o yaşta eşcinsel rolü oynadı diye... Bu yıl siyahilerin haklarına değindik (The Help), uluslararası oyuncular kotası da doldu (The Artist), eşcinsellik göndermemiz eksik kaldı, hem bir taşla iki kuş... Hem hiç Oscar almamış büyük bir oyuncu hem de eşcinsel rolü... demişler midir?

Son olarak... Daha önce yazdığım aday veya ödül alan film yazıları: