Showing posts with label if istanbul 2012. Show all posts
Showing posts with label if istanbul 2012. Show all posts

Monday, February 20, 2012

Film: La piel que habito (The Skin I Live In)

Filmin -benim beğendiğim- bir posteri
Antonio Banderas gelmiş 51 yaşına... Almodóvar amcamız da artık yaş ve görüntü itibariyle kendisini Dr. Frankenstein rolüne uygun görmüş ve bu film ortaya çıkmış.

Film bir roman uyarlaması... Romanlar olmasa sinemacılar ilhamsız mı kalacak? Yoksa tüm sanat dalları içiçe geçtiği için mi hikaye anlatımı böyle şekilden şekle giriyor? Bu aralar bu soruların cevaplarını arıyorum çünkü kitapları okuyup filmleri izlemek benim için bir yarış halini aldı, daha fazla yorulmadan bu yarışı bırakmalıyım. Fakat kendime engel olamıyorum.

Filmin uyarlandığı kitap Thierry Jonquet isimli yazarın, ismi Tarantula. Ancak kitabın konu özetine bakınca, filmden oldukça farklı olduğunu tahmin edebiliyoruz. 

Aslında konu itibariyle bu yıl !f İstanbul Kült filmler kategorisinde gösterilen Yüzü Olmayan Gözler filmine benziyor. Zaten İf'in sitesinde de Almodóvar'dan bir alıntı var:  

“Zamanın geçip gitmesi, ya da teknolojik ilerlemenin başını alıp gitmiş olması hiç önemli değil. Yüzü Olmayan Gözler, 51 yıl sonra hâlâ korku sinemasının nadide cevherlerinden biri.” Pedro Almodóvar (Yönetmen)
La piel que habito filmiyle ilgili duygularım karışık... Sevilesi ve şirin bir film değil, melodram yönü ağır basıyor, intikamla ilgili, kötülük ve öc alma duyguları ön planda. Estetik görüntüler bir sahne sonra yerini gerilime bırakıyor. İspanyolların - hatta Almodóvar'ın melodram film yapmadaki yeteneği beni şaşırtıyor, aynı konuyu başkası çekse dalga geçeriz! Filmi sonuna kadar "Ne olacak bakalım?" diyerek izliyoruz, şaşırtmayı da başarıyor, rahatsız etmeyi de... 

Sevgili Elena, seni çirkinleştirelim diye bu garip şeyi giydirdik hala güzelsin?!

İnsanın görüntüsü kendisiyle ilgili algısını ne kadar değiştirir sorusuna cevap aranmış. Farklı görünmeye başladığımız anda farklı hisseder miyiz? Veya içimizde "ben"liğimiz saklı kalır mı? Yazılabilecek her cümle süprizlerini kaçıracağı için tam olarak tartışamıyorum bile... İzlenebilir, üzerine düşünülebilir bir film. Yine de Almodóvar'ın önceki filmleri kadar beni sarsmadı.

  



Saturday, February 18, 2012

Film: Project Nim

Nim




Project Nim, !f İstanbul 2012'de gösterilecek filmlerden biri. Ülkemizde 2009'da gösterilen belgesel Man On Wire'ın yönetmeninden. 

Bu amca Nim'i yıllar boyu bırakmayan bir arkadaşı olmuş :) (Şu anda amca tabii)
Project Nim, 1973'de başlayan bir bilimsel deney. Nim isimli şempanzeyi 2 haftalıkken annesinden ayırıp, dil öğrenip öğrenemeyeceğini anlamaya çalışıyorlar. İşaret dilini öğretmeye başlarken şempanze ile birebir ilişkide olan öğrenci ve asistanların duygusal bağ kurduklarını farkediyoruz. "Bilimsel araştırma" adına olaya biraz daha uzaktan bakan profesör ise duygusallıktan arınma adına bazen "taş kalpli" olabiliyor.

Hayvan hakları konusunda abartılı görüşler sergileyen filmlerden değil. Belirli bir mesafede kalıyor, kimsenin suçlandığı veya yüceltildiği yok. Bence her şey yerli yerinde. Bu nedenle kendimizle kalıp düşünme fırsatımız oluyor: Nim işaret dili öğrenen bebek şempanzeyken herkes ona hayran, çalışma iyi gidiyor, medya ilgisi var. Fakat çalışma bitip insanlara alışmış sosyal hayvan Nim'i herhangi bir kafese kapattıklarında kim dönüp arkasına  bakacak? Nim'in kobay hayvan olması tehlikesi başgösterene kadar bu soru bile çok ilgi çekmiyor.

Hayvanlar üzerinde yapılan "ilaçlı" deneylerin ciddiyetini algılamak çok daha kolay, böyle psikolojik bir deneyin kurbanı olan Nim'in hikayesi zor... Nim'i izlerken zaman zaman gözlerim doldu, bazen çok şirin olduğu için, bazen insanlar olarak kendi türümüzü korumak ve yüceltmek adına yaptığımız haksızlar için.

1970'lerdeki asistanların hippi tarzları, belgeseldeki amca ve teyze hallerini görünce çok şirin geldi bana.


Friday, February 03, 2012

İf İstanbul 2012: Film Listesi Bölüm 2

Magic Trip Poster
Magic Trip:
Fazla ilgimi çekmedi ancak denk gelirse izlemek isterim: Gugukkuşu'nun yazarı Ken Kesey ve arkadaşı Neal Cassady, 1964'de efsanevi bir yolculuğa çıkarlar. LSD, bohem insanlar, yazarlar, dönemin ruhu... Beat kuşağı meraklılarına... IMDB notu 6.0. Yolculuk boyunca çektikleri videoların çoğunlukla işe yaramaz olması ve ancak montajlanması ise tabii ki LSD'den...

La leggenda di Kaspar Hauser:
Vincent Gallo, UFO'lar, tuhaf bir festival filmi daha... Korsanı bulunabiliyor... Psikedelik müzik, gerçeküstü, tekinsiz, varoluşsal falan diyerek iyice neyle karşılaşacağımızı söylemişler ki boşuna filmi yarıda bırakıp salondan çıkmayalım.

Sumagurâ: Omae no mirai o erab / Kaçakçı:
Bana göre bir film değil. IMD notu 6.4, şu an korsan mecralarda bulunup izlenebiliyor. Uzakdoğu merakım yok, üzgünüm. Katsuhito Ishii yönetmen. "Japon mafyası için Ceset kaçakçılığı yapan gencim maceraları" Filmle ilgili “kült olmaya aday“ denilmiş ancak bu iddialı bir laf gibi? Çizgi roman uyarlaması olması hatrına izleyebilirim.

Koi no Tsumi:
Aslında ilgimi çekmemesine rağmen yönetmenin nefret üçlemesinin son filmi olduğu için buraya aldım. IMDB notu 7.1, korsan olarak da bulunabiliyor. Tuhaf ve müstehcen bir filmmiş... Yönetmen Shion Sono.



Interrupters Poster


The Interrupters:
IMDB notu 7.9! Korsan olarak izlenebilir. Chicago gettolarında geçen, şiddetle ilgili bir belgesel.


Afiş çok çirkin :-(((
50/50:
Seth Rogen isimli anlamsız isim var bu filmde de... Kanserle ilgili komedi-dram. IMDB notu 8.0, gösterime girmesi muhtemel. Çok ilgi çekmiş bir film. Gerçek hikayendenmiş. Başrolde Joseph Gordon-Levitt var. Festivalde izlemek için acele etmeyeceğim türden bir film.

Keyhole:
Film festivaline yakışır tuhaf bir film. Komedi ve siyah beyaz. IMDB notu 6.7

The Chemical Brothers: Dont Think:
Chemical Brothers'ın konseri... Ancak sıradan olmayan bir konser filmi olma iddiasında. Yönetmenin adı da Adam Smith'miş ne güzel tesadüf değil mi?

Beyond the Black Rainbow:
Gerilim! Bir hastanede hpis tutulan bir kız ve kedi fare oyunu. Yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi ve IMDB puanı 6.5. Henüz emin değilim ancak sanırım korsan mecralardan bulunabilir.

Bellflower:
Başlangıçta ilgimi çekmedi ancak zaten korsan olarak bulunabiliyor, göz atılabilir. IMDB notu 6.2. Renkleri ve görüntüleriyle ilgi çekebilecek bir filme benziyor.

Gravity Was Everywhere Back Then:
Tuhaf bir isim. Zaten 2010 yapımı filmi ancak 2012'de izleyebilmemiz de tuhaf değil mi? Karısını iyileştirebilmek için bir ev inşa eden adamın hikayesi. IMDB notu 6.5. İlginç gibi?

Nuit #1:
Bir gecelik ilişki üzerine bir film daha. Sevgili Dünyalılar, bir gecelik ilişkileri normalleştirdik, sanatsallaştırdık, filmlerini çektik, kitaplarını yazdık ve onu tükettik. Lütfen bu konuyu rahat bırakın artık? IMDB notu 6.8, Kanada filmi.

Gyakuten Saiban:
Japon filmi... Bir bilgisayar oyununu esas alıyor, “bilimkurguyla karışık mahkeme salonu filmi” denilmiş. Bana  IMDB notu 7.0. Biraz deli işi göründü kusura bakmasınlar

Seven Acts of Mercy:
Açıkçası özette Moldovyalı kaçak göçmen tamlamasını görünce filmden vazgeçtim. Zorlayıcı bir film olacağına neredeyse eminim. IMDB notu 6.1. İtalyan filmi.

Si Piu:
Çince bir filmi izlemek gerçekten zor. (Bence) Ekonomi ve para hakkında, açgözlülüğü gösteren bir film. IMDB’de farklı bir isimle buldum notu 7.2 idi. Bunu da Çince’nin azizliği olarak yorumladım.

Un amour de jeunesse:
Elveda İlk Aşk, ilk aşkın gerçekçi bir uyarlaması olarak özetlenmiş, Fransızların bu konudaki filmleri genelde güzel oluyor. Korsan mecralarda mevcut. IMDB notu 6.9.

Saya Zamurai:
Kılıçsız bir samuray gezintiye çıkıyor, shogun onu hapse attırıyor, kurtulmasının yolu ise shogunun oğlunu güldürmek. Binbirgece masalı gibi konu arkadaş bu ne absürdlük bu ne bohemlik? Samuray filmi olarak yenilikçi olduğunu tahmin ediyorum.

Wednesday, February 01, 2012

İf İstanbul 2012: Film Listesi Bölüm 1


“Dikkatimi çeken filmler” diye başladım ancak liste uzadıkça uzadı. Ben de neredeyse tüm if filmlerini bir iki cümleyle de olsa yazdım. İlk olarak en çok ilgimi çeken ve izlemeyi düşündüklerimi listeledim. Bulabildiklerimin IMDB notlarını da koydum ki bir fikir versin.

Filmlerin özetlerine İf İstanbul’un sitesinden bakarken ilginç kelimeler kullandıklarını gördüm. Yalnız Kafkaesk kelimesini kullanmamışlar, ona çok bozuldum, bir dahaki sefere grotesk ve psikedelikten sonra Kafkaesk de demelerini rica ediyorum. Örnek cümle: “Yönetmen varoluşçuluğun sınırlarında gezen aşkın tekinsiz hikayesini anlatırken, cinsellikle bezeli şiddeti gösterirken Kafkaesk bir ortam yaratmaktan çekinmemiş”



Mahşerin Dört Atlısı

Four Horsemen:
İlk seçtiğim film! Filmin ilgi çekmemesi mümkün mü?
Belgesel 23 düşünürü biraraya toplamış ve günümüz dünyasını tartışıyor: Bu düşünürlerin tam listesi bu linke mevcut.
Ancak birkaç isim vermem yeter de artar: Noam Chomsky, Joseph Stiglitz, John Perkins (Bir ekonomik tetikçinin itirafları kitabının yazarı)

"Bağımsız belgesel"ler her zaman ilgimi çeker. Four Horsemen’in ne kadar başarılı olduğunu bilemiyorum, bu isimler yeni bir şey söylecek mi ondan da emin değilim ama bence izlemeye değer. (Henüz IMDB notu yok ve hakkında bir yorum bulamadım)

Tahrir 2011: The Good, the Bad and the Politician:
Mısır'daki 2011 olaylarını anlatan bir belgesel. 3 bölümden oluşuyor, üç farklı yönetmen var. Mısır'daki olayları yeterince takip edemediğim ve tam anlayamadığım için işime yarayacak bir belgesel olacağını düşünüyorum. (IMDB notu: 6.2, görece düşük, ancak konu önemli, izlenebilir)

Take This Waltz:
Gerçekten ilgimi çeken filmlerden biri. Bu da korsan mecralarda bulunabiliyor ama büyük ihtimalle gösterime gireceği için telaşla if istanbul'a koşmanın alemi var mı bilemiyorum. Belki de Michelle Williams'ın güzel yüzü nedeniyle koşabiliriz emin olamıyorum. Filmde Seth Rogen hıyartosu da oynuyor (Pardon kendimi tutamadım) Sarah Silverman isimli sürekli belden aşağı Yahudi esprisi yapan stand-upçı abla da oynuyor. Ne yapmaya çalışmışlar sırf meraktan izleyeceğim herhalde. İki aşk arasında kalan kadın konseptli.

Gandu:
Gandu ahlak saldırısı filmi! Pornografik (tabii ki bu kısımlarda salonu terk edenler olmuş), küfürlü (Hindistan'da yasaklanmış) ve saldırgan. Hindistan'dan çıkan filmlerin hep danslı ahenkli neşeli oluşuna tokat gibi cevap. Rahatsız edici bir deneyim olacağına eminim, hatta filmi beğenmeyebilirim bile. Yine de ilginç ve denemeye değer? (IMDB notu 6.4)

Weekend:

Festivallerin olmazsa olmazı, gay aşkı filmi. IMDB notu 8.0! (Her seçtiğim festival listesinde mutlaka birkaç gay filmi olması arkadaşlarımla aramızda esprilere neden oluyor) Tek gecelik bir ilişkinin iki erkeğin aşkına dönüşme hikayesi. (Bunu da korsan bulmak mümkün sanırım)

Tatsumi:
Manga ustası Yoshihiro Tatsumi ile ilgili grafik-animasyon. (IMDB notu 7.1, festival dışında biraz zor izleriz gibi geldi bana?!) Filmin tema müziğini yönetmenin 13 yaşındaki oğlu bestelemiş. Mangada yeni bir tarz yaratan Tatsumi ile ilgili olduğundan izlemeyi çok istediğim bir film.

Babycall:
Aslında ilgimi çekmemesine rağmen Noomi Rapace oynuyor ve Norveç filmi diye listeye aldım. İskandinav ülkelerine özel bir ilgim var. IMDB notu 6.4 ve Noomi Rapace sayesinde ilgi çekmiş, korsanı bulunabiliyor. (Konu da fena değil, kocasının şiddetinden kaçan kadını anlatan psikolojik gerilim. "Norveç'teki kocalar da dövüyor" diye kendimizi rahatlatabiliriz)

Empire North:
Tamamen cep telefonuyla çekilen tuhaf bir film. Uydurma bir silahın yarattığı ilgi anlatılıyor. Danimarka filmi.

The Descendants:
IMDB notu 7.8. Başrolde George Clooney var, filmi duymayan kalmadı, yakında gösterime de girecek. Bir sürü ödül aldı. Fazla reklam yapmama gerek yok.

Hit So Hard:
Hole'un bateristi Patty Schemel'in hikayesi. Belgesel. Grunge, uyuşturucu ve lezbiyen bir baterist. Tam bana göre! Rock N Roll! IMDB notu 6.3.

If a Tree Falls: A Story of the Earth Liberation Front:
Belgesel... 2011 Sundance ödüllü, IMD notu 7.4. Aşırı uçlardaki çevrecilerin hikayesi. ELF isimli eko-terörist grupla ilgili.
Bence çok ilginç.

Finisterrae:
Matrak bir konu: Arafta kalmaktan sıkılan iki hayaletle ilgili yol filmi... İspanyol yapımı ve sadece 80 dakika. IMDB notu 6.4. Absürd ve ilginç olacağını düşünüyorum.

V Subbotu:
İçinden Çernobil geçen bir film olduğu için ilgimi çekti. Ancak IMDB notu sadece 5.2.

Sud Sanaeha:
Tayland filmi. Bunu listeye sadece yönetmenin isminden dolayı aldım: Apichatpong Weerasethakul. Hadi bakalım kim telaffuz edebilecek hahahaha.
Film Tayland'da cinsellik içeren sahneleri nedeniyle sansürlenmiş. IMDB notu 7.0. Aşk ve doğa konulu...

Project Nim:
Nim Projesi'nin yönetmeni Man on Wire (Teldeki Adam) ile aynı. IMDB notu 7.4 olan bu belgeselde Nim isimli bir şempazenin 1970'lerde, insanların arasına yerleştirilmesini ve insansı özellikleri artan bir şempanzenin hikayesi. Film şirketi BBC, belki festivalde kaçırsak da bir şekilde izleyebiliriz?

17 Filles:
17 kız, feminist bir amaçla hamile kalır... 2008'de yaşanan gerçek bir olaydan esinlenilmiş. IMDB notu 6.2. Ne kadar feminist bilemiyorum ama ilginç bir konu. Bunu da korsan izleyebiliriz, öyle mi yapsak?

Take Shelter:
Yaklaşan fırtına ve bir karı koca. Birçok olumlu eleştiri almış, değişik bir felaket filmi. İzlemek istiyorum. IMDB notu 7.9!

Dark Horse:
Eveet... Yönetmenin önceki işlerini bildiğimiz için direkt olarak listeye ekleyebileceğimiz bir film bu. Yönetmen Todd Solondz. Önceki filmleri Happiness, Welcome to the Dollhouse vs... Dark Horse'un IMDB notu 7.5. Yan rollerde Mia Farrow falan var, pek okuma gereği duymadım, Todd abiye güveniyorum.

Zenne:
Zaten şu an gösterimde ancak bir türlü vakit bulup gidemedim. :-( Ahmet Yıldız cinayeti ve eşcinselliği konu alan bu film birçok övgü ve ödül aldı. Türkiye'de çekilmesine alışkın olmadığımız ciddiyette bir film.
Zenne


Becoming Chaz:
Bunu da festival harici bir yerlerde izleyebiliriz sanırım. Aslında bu tür eşcinsellikle ilgili filmleri genelde izleyebiliyoruz çünkü sağolsunlar gey-lezbiyen toplulukları gönüllü olarak altyazı yayınlıyorlar.

Filme dönersek; Chaz, şarkıcı Sonny ve Cher'in kızı. Fakat erkek olmak istiyor. İzlemek için açıkfikirli olmak gereken bir belgesel. IMDB notu 6.4. Bu arada nette Cher'in konuyla ilgili verdiği röportajlar bulunabiliyor. Sevgili Cher, çocuğunun cinsel kimliği üzerinden reklam yapma!!11!! :-P
Chaz ve annesi Cher

Tuesday, January 31, 2012

Film Festivali: !f istanbul 2012!

İf İstanbul 2012 programını ve takvimini geçen hafta açıkladı. Bilet fiyatları yine el yakıyor:
Haftaiçi gündüz seansları: 7 TL
Tam: 14 TL
Öğrenci: 11 TL
21.30-22.00 seansları: 16 TL


Tek olumlu yanı Biletix yerine Mybilet.com'u tercih etmeleri sanırım. Mybilet'i sürekli kullanıyorum ve çok seviyorum. Bu arada Mybilet'te bir de hediye kart olayı var: Haftaiçi gündüz seanslarına 10 adet bilet + 1 gece seansı 40 TL. Bu durumda %50 indirim yapmış gibi bir şey oluyor anladığım kadarıyla.

Burada !f istanbul'un her zaman eleştirilen tuhaf durumu ortaya çıkıyor: Biz çalışan insanlar haftaiçi gündüz seanslara gidemeyiz. Öğrenciler 7 TL'yi vermekte zorlanır. (Tabii sadece 7 TL ile kalmayacaklarını, tam bir festival izleyicisi olarak en az 5 filme gideceklerini düşünerek) Emekliler içinse !f gerçekten yanlış tercih. (Emekli gayleri tenzih ediyorum tabii, gökkuşağı filmleri kısmına bakabilirler) İf istanbul klasiğin dışına çıkan çoğu zaman tuhaf filmler seçer. Bu zaten onun "biricik" özelliği, olması gereken de bu. Fakat bu durum emeklilere pek hitap etmez ki? Bu durumda sadece esnek çalışma saatleri olan meslek gruplarına kalıyorlar, İstanbul çok büyük bir şehir olduğu için yeterince işsiz güçsüz paralı avangart var diye düşünüp bu filmleri bu bilet fiyatına oynatıyorlar. Bravo.

Herneyse ben şanslı azınlıktan olduğum için ve film gösterimleri artık Caddebostan'da da olduğu için öğrenciliğim boyunca festivali takip ettim. (Öğrenciyken gönüllü olarak festivalde çalışıp filmleri izleyebilen arkadaşlarım da vardı) Şimdi yalnızca haftasonu filmlerini seçebileceğim. Yine de en ilginç filmleri not almaya devam edeceğim, belki bir şansım olur ve izleyebilirim.


Bir sonraki yazıda ilgimi çeken filmleri yazacağım... O zamana kadar Film listesine tıklayarak ulaşabilirsiniz.