Showing posts with label afili filintalar. Show all posts
Showing posts with label afili filintalar. Show all posts

Tuesday, February 12, 2013

Kitap: Murat Menteş - Dublörün Dilemması

Murat Menteş Yeni Şafak Gazetesi'nde yazıyor. Bu aslında başlı başına kendisini okumamam için neden...di... Zaman içerisinde yumuşamam ve herkese, her şeye açık davranmaya başlamam, benim olgunlaştığımı mı gösteriyor, yoksa artık umursamaz olduğumu, "onların", "birtakım dış mihrakların" kazandığını mı gösteriyor? Tabii ben olgunlaştığım teorisine tutunacağım. Zaten hayata karşı düşmanca bir tavrım yok. -Adeta bir sevgi kelebeğiyle karşı karşıyasınız-

Kapak güzelmiş

Önceden olsa uzak duracağım "başka dünyalardan" insanlarla konuşmaya çalışıyorum. Bu insanların başında kendisini muhafazakar olarak tanımlayanlar var. Neden onlar, derseniz, skalamda eksik kalan tek kısım olduklarından diyebilirim. (Böyle ifade edince de insan ve deneyim koleksiyonu yapıyorum gibi durdu) Herneyse, kısaca özetlemek gerekirse, gittiğim okullar, çalıştığım kurumlar, yetiştirilişim, arkadaşlarım, derken ben aslında hiçbir zaman kendi çevremden çıkmıyorum ki? Bu şekilde yargılaman ve anlamaman daha olası. Üniversitedeki en yakın arkadaşımın cuma'ya gittiğini aylar sonra öğrenmiştim. Büyük bir şaşkınlıkla Iron Maiden dinleyen çocuğun, "Anadolu'dan gelmiş, kızlarla konuşmayan kumaş pantalonlu çocuklarla selamlaşmasını" izlemiştim. Sonra sordum, meğer camide tanışmışlar. Kendi hayatıma saygı beklerken başkalarının hayatına da saygı göstermem gerektiğini, ayrıca insanları sınıflandırmamam gerektiğini anlamaya başladığım anlardan biri oldu.

Kitaba gelirsek, ben Murat Menteş'i direkt olarak "muhafazakar" diye yaftaladığım için, okumadım. Fakat kendisi dalga dalga popülerleşti. Bu sefer de popüler diye yaftaladım, yine okumadım. Sonra bir iki gazete yazısı gönderdiler. Onları da "Ben o gazeteyi okumam" diyerek okumadım. Derken büyük aşklar nefretle başlar diye düşünüp sonunda kitabı edindim. (Birden büyük harflerle "şu an hac'dayım!!" diye espri yapmak istedim hahaha)

Kitap güzel. Ne anlamda güzel derseniz... Kimin okuduğuna bağlı olarak güzel. Büyük şehirde üniversite okumuş, gezmiş, bir iki kitap okumuş, çeşitli filmleri izlemiş birisi olarak içerdiği tüm göndermeleri anlarsınız. Komik kısımlar, eğlenceli diyaloglar var. Ortalarda "ne oluyor burda, kim ne yapıyor?" gibi şaşkınlıklar yaşanıyor. (Tempo düşüyor aslında, konu şaşırttığından değil yani) Bunun bir nedeni de geleneksel Türk/muhafazakar anlayışıyla bu tür esprili, büyük şehirli ve cesur olma iddiasında bir kitap yazmanın zor oluşu, bence. Başlarda Türkiş yeraltı edebiyatı gibi başlayıp, sonra "aslında içsel yolculuğuna devam eden temiz dindarlar"a dönüyor, zaten halkın %80'i her haftasonu şarap içip her haftabaşı tövbe eder, bunu satıraralarında sokuşturmak çok anlamlı mı? Amaç sadece kendi yaşam anlayışını da vermek gibi oluyor böyleyken. "Biz temiz çocuklarız aslında, değerlerimizi yitirmedik"

Macera, ilginç isimli karakterler, bir sürü gönderme derken kitap bitiyor. Bi ara İstanbul'a konferansa gelmiş Jean Baudrillard gibi post modern felsefecilerden, Matrix filmine, Tarantino filmlerinden, Orhan Gencebay şarkılarına kadar gönderme de gönderme. Ekşi Sözlük'çülerin deyimi ile "ona selam çaktı buna selam çaktı" şeklinde.

Gönderme olayı iyi bir şey mi? Emin değilim. Çünkü bu şekilde sadece belli bir kesimin kendisini yakın hissettiği ufak bir kitlenin putlaştırdığı kitaplar ortaya çıkıyor. Oysa benim beklentim, bilmediğim bir dünyanın kapısının aralanması,  hissetmediklerimi hissedebilmek. Durumu benim zaten bildiğim bir Tarantino filmiyle tek cümlede özetlediğinde gülümsüyorum, hoş buluyorum, fakat o filmi bilmediğimde benim için hiçbir şey ifade etmeyecek olması beni sıkıyor. Edebiyatı biraz daha ciddiye alıyorum herhalde. Kitap yakın arkadaşlarımızla çevirdiğimiz geyikler gibi beni eğlendirmeli mi? Çünkü evet, bir arkadaşımla "sadece İstanbul'da üniversite okumuş insanların anlayacağı" bir gönderme yaparsak güleriz, çok eğleniriz, fakat bu diyalogun "içeriği dolu bir aydınlanma sohbeti" olduğunu da iddia etmeyiz. Hatta bazen bunu yapmak ayıp bile... Diğer yandan aslında kitapların öğretici bir yönü de vardır, o alıntı veya gönderme ilgini çeker, yeni şeyler keşfedersin?

Bir diğer tereddütüm de "arkadaşlar arasında eğleniyoruz" tavrı. Bu tavır Murat Menteş ve Afili Filintalar web sitesindeki yazarlarda hissediliyor (Alper Canıgüz, Onur Ünlü gibi isimler) Kendilerinin böyle bir iddiaları olduğunu hissetmedim, o nedenle çok itici gelmiyor. Ama emin değilim. Bir dönem sevimli bir dönem itici geldi. Kitabın arka kapağına arkadaşına övgü dolu sözler yazdın, ortak proje yaptın, kendine ait jargon oluşturdun, kendi espri anlayışın var... Tamam belki İngilizler yapınca "Monty Python çok komik abi hehe" diye gaza gelip, Türkler yapınca burun kıvırıyoruzdur, emin olamadım.

Piyasadaki abuk subuk kitapları düşününce baya iyi kitap bile diyebilirim neden bu kadar uzattım bilmiyorum. Okuyun kendiniz karar verin. Beklentiyi benim gibi düşük tutsanız daha iyi olabilir.