Wednesday, April 24, 2013

Dikiş Makinesi

Dikiş Makinesi aldım. Uzun araştırmalar, düşünme süreci derken... Dükkandaki teyzelerin anaç tavırları ve "evladım sana bu uygun, bize güven" demeleri sonucu aklımdakinden bambaşka bir marka ve model aldım.

İlerleyen zamanlarda gelişmeleri yazarım...

Tabii hemen kitabını da aldım; Dikiş Teknikleri - Alison Smith. Fakat internette o kadar çok yazı ve video var ki kitap ne kadar mantıklı bilemiyorum.



Monday, April 22, 2013

Kitap: Sabahattin Ali - İçimizdeki Şeytan ve Bu aralarki Kitap Durumlarım...

Blog'a okuduğum yazdığım izlediğim şeyleri koymak güzel de, bazen bu bana öyle boş görünüyor ki... Kendimi çok arada kalmış hissediyorum. Ne tamamen cahilim, ne de düşünsel olarak bir yerlere varabilmişim. Etrafımdaki beni kendilerinden daha "kültürlü" veya "bilgili" gören arkadaşlarımla tek farkım, benim o bilgileri ortaokulda lisede edinmiş olmam, onlarınsa üniversite ve sonrasında öğrenmiş olmaları... "Sindirim" ne kadar fark yaratır ki? Ben küçülmeye çalıştıkça ve öğrenme hırsımı yoketmeye çalıştıkça daha mutlu olacağım sandım. Oysa arada kalmışlığım arttı...

En son Sabahattin Ali - İçimizdeki Şeytan romanını okudum, Notos Dergisi'nin son sayısında Sabahattin Ali dosyası var, arada dergideki yazıları okuyorum, henüz bitiremedim. Romanı öyle büyük bir mutlulukla okudum ki.... (Daha önce Kürk Mantolu Madonna ve Kuyucaklı Yusuf'u okumuştum) Okurken eski Türkçe kelimelerde ne kadar zayıf olduğumu bir kez daha farkettim. Kelimelerin anlamlarını dipnotlarla vermişlerdi, ben ne yazık ki çok azını dipnota bakmadan biliyordum. Yine bir kısmını da doğru tahmin edebildim sadece... Hatta kendi kendime yeni kelimeler not alayım, öğreneyim dedim. Bir de şunu farkettim; güncel kitaplardansa 1920-1960 arasında geçenler daha çok ilgimi çekiyor. Veya zamansız olmaları lazım, örneğin çok detaylı olmayan, daha çok duygulara ve düşüncelere yoğunlaşan öyküler... Karakterlerin durmadan cep telefonuna cevap verdiği, bilgisayara baktığı macera dolu romanlar çoğunlukla zaman kaybı oluyor. Daha az konuşup daha çok şey anlatabilirler diye düşünüyorum. Vakit geçirmek için, eğlenmek için okumak bana artık yeterli gelmiyor anlayacağınız.

Chuck Palahniuk'un Kurgudan da Garip romanı başucumda sürünmeye devam ediyor. Aynı isimde bir de film vardı, çok güzel filmdi. Bu kalıbı bir deyim gibi kullanıyorlar mı İngilizce'de? (Stranger Than Fiction lafını yani)

Kitapta çoğu insana tuhaf gelebilecek fakat gerçek olan şeyler anlatılıyor. Mesela traktör, vinç gibi aletlerin birbirlerini ezdiği yarışmalar... House MD dizisinde Dr. House bu tür yarışlara meraklıydı, iki bölümde bir "monster truck biletim var" diye çıkardı ortaya. Amerika'da yaygın olan birçok şey zaten bizler için tuhaf, bunları anlatan yazılar bir dergide ilginç olabilirdi ancak elime alıp roman gibi uzun uzun okuyamıyorum. Anlatımda da beni cezbedecek ilginç bir durum yok.

Buradan varmak istediğim de şu yeni nokta: Bir süre güncel romanlar okumayı bırakmaya karar verdim. Okumadığım "klasik" kategorisinde birçok yazar ve kitap var zaten. Üstelik tad da alamıyorum güncel romanların çoğundan. Alınacaklar listem gün geçtikçe kabarıyor ve tamamen meraktan, popüler olanları kaçırmak istemediğimden, kütüphaneyi bir sürü çöple dolduruyorum. Bu hırs nedendir yani değil mi? Bir süre kütüphanedekilere ekleme yapmayacağım. Elimde okunmayı bekleyen en az 5 yeni kitap var, bir de daha önce babamdan aldığım eski tarihli kitaplar var. Cumhuriyet sonrası Türk edebiyatı'na doğru bir yolculuk planlıyorum kısacası.



Sunday, March 10, 2013

Bu Aralar... Dizi, kitap, film Güncellemeleri

Merhaba,
Mart ayıyla birlikte havalar da güzelleşti ve dışarıda geçirdiğimiz vakit arttı. Bir güncelleme yapayım yeni ayın şerefine:

Kitaplar:

Şubat ayında Asimov kitabı okuyacaktık. (blog etkinliği) Vakıf'a başladım fakat yarım kaldı. Bu arada biraz şiir okudum. Kerem Işık'ın ilk öykü kitabı Aslında Cennet de Yok'u okudum. -Bundan önce Toplum Böceği'ni okumuştum- İki kitabı da sevdim. Çeşitli şeyler düşündürdü bana, fakat blogda yazamayacağım kadar kişisel olduklarına karar verdiğim için fazla yorum yapamıyorum. Arkasından Orçun Türkay'ın Zavallı isimli öykü kitabını okudum. Aynı karakterle ilgili öyküler var kitapta, birbirleriyle ilişkililer. Bu durum şu anki ruh halime çok uymasa da sevmedim diyemem. Emin değilim. 

Geçenlerde güzel bir havada dışarı çıkmak istedim ancak çıkamadım. Bunun üzerine, artan enerjimle kütüphanemi düzenledim. Kaybettiğimi düşündüğüm kitapları buldum: Tezer Özlü'den Yaşamın Ucuna Yolculuk ve Zaman Dışı Yaşam. İkisini de aynı akşam okudum ki zaten oldukça kısa metinler, Zaman Dışı Yaşam bir senaryo. Konu ve olaylar aynı fakat bakış açısı farklı, art arda okunması mantıklı. 

Aslında Cennet de Yok ve Zavallı'yı E-Kitap olarak okudum, fakat sanırım bir ara denk gelirsem Kerem Işık'ın kitabını basılı haliyle de alacağım. E-kitap'a tekrar eğilmeyi düşünüyorum şu sıralar, Nook'umu dolaba tıkmıştım birkaç aydır... Çantamda okumak üzere Sylvia Plath - Sırça Fanus'u gezdiriyorum, başucumda ise Bir+Bir Dergisi, Vakıf, Drakula ve Turgut Uyar var. (Etrafta da defterler mefterler... Kısaca toz içindeyim; dediğimi yapın yaptığımı yapmayın)

Filmler:

İstanbul Film Festivali yaklaşırken filmlerden bahsetmeye halim yok, liste uzun, mecalim yok.

Sinemada Kelebeğin Rüyası'na gittim. Herkesin söylediklerinden farklı bir sözüm yok: Belçim Bilgin liseliye benzemiyor, Kıvanç Tatlıtuğ kendini çok geliştirdi, film uzun ve aynı anda birkaç konuya el attığı için mükemmel olamamış, görüntüler ve diyaloglar çok güzel, şiir ve edebiyat var, etkilendim. Kıvanç Tatlıtuğ'un bu filmdeki halini 20 saat falan izleyebilirdim bu nedenle bana film kısa geldi(!) Aslında hiç "sorunlu/hasta erkek" merakım da yoktur neden oldu bilemedim. Filmi birlikte izlediğim kuzenim zaten Mert Fırat'a ezelden beri aşık olduğu için ondan bahsedesim kalmadı, adamcağızdan bıktım. Özellikle filmdeki diyalogları çok beğendim, Türk filmlerinde en zayıf nokta bu oluyor bence. 

İf İstanbul'da ise en çok Frances Ha'yı beğendim. Benim yaşımda bir kızı anlattığı için mi? Özendiğim türde yakın arkadaşlığın örneğini anlattığı için mi? Siyah beyaz ve sevimli diye mi? Hepsi herhalde... Bir de Safety Not Guaranteed'i beğendim, sakin ve sevimli tam bir pazar günü filmiydi.

Vikingler: barbarsınız ama iyi aile babası olmuşsunuz? Bravo.

Diziler:
2 Broke Girls izlemeye başladım, daha çok başlardayım. Garsonluk yapan iki kızla ilgili fakat baya iyi espriler var. Açıkçası genelde 22 Dk.lık komedilerde gülmüyorum. İlgiyle izliyorum, gülümsüyorum ama sadece bazen Girls'de, bazen de Big Bang Theory'de kahkaha atabiliyorum. -How I Met Your Mother'da genelde ağlıyorum mesela, nasıl komedi dizisiyse artık?!- 2 Broke Girls'de ise her bölümde bir iki kahkaha attım.  Fena değil sanırım.

In Treatment izlemeye başladım; Psikoterapi seanslarıyla ilgili, 4 hasta var, 4 bölümde bir aynı hastanın yeni seansına tanık olunuyor. Terapist rolünde Gabriel Byrne var, ben pek sevmem ama iyi oyuncu sonuçta :) Beni umursamıyordur sanırım kendisi. Bir İsrail dizisinin uyarlaması, ilk sezon birebir çekim, diğer sezonları nasıl bilmiyorum. Fakat çok sevdiğim Mia Wasikowska'yı ilk sezonda hasta genç kız olarak izlemek bence harika.

Vikings'i izlemeye başladım... Yine Gabriel Byrne oynuyor bir kez sevmiyorum dedim ya, kurtuluş yok adamdan. Neyse ben bir dönem Vikinglere, İskandinavlara, Kalevala'ya, Norveçli metal gruplarına kafayı takmıştım. (Nasıl karanlık bir dünyaydı yahu keşke punk olaymışım en azından saçımı pembe yapardım) O dönem Vikingleri baya araştırmıştım, bendeki nostaljik etkisiyle hemen diziyle ilgilendim. Dizi History Channel tarafından çekiliyor yani biraz "öğretici" olsun istemişler. Pek büyük bir prodüksiyon değil. (kısaca fakirler) Şu ana kadar 2 bölümü yayınlandı ve sadece böyle giderse bile en azından 5-10 bölüm ilgimi çekebilir gibi... 

Millet de IMDB'de 8,6'yı basmış bu diziye, bu abartılı puanı başroldeki yakışıklı adama borçlular bence. (Hem yakışıklı hem de sürekli ukala ukala gülüyor, ne yazık ki kadınlar ukalalara bayılır. Satır aralarında ilişki tavsiyeleri mi versem baya eğlenceli olabilir?!)

Yazmaya başlarken "Ben bu aralar hiçbir şey yapmıyorum" diyordum kendi kendime. Yazarken farkettim ki en az 3 yazılık malzeme varmış. Kendime fazla yüklenmemeliyim: bahar da geldiğine göre çıkıp çay bahçesinde boş boş oturma vakti geldi!